Popüler Yayınlar

Büyükelçi Ulusoy, Vejdi Raşidov'u ziyaret etti

16 Ocak 2018 Salı

Türkiye'nin Sofya Büyükelçisi Hasan Ulusoy, nezaket ziyaretleri çerçevesinde Bulgaristan Ulusal Meclisi Kültür ve Medya Komisyonu Başkanı Vejdi Rashidov’u ziyaret etti. Görüşmede, iki ülke arasındaki birlikte yaşama kültürünün daha ileriye götürülmesi ve kültürel ilişkilerin önemini vurgulayan konular ele alındığı bildirildi. 

Ajans Bulgaristan


Razgrad ve Silistre'de "Uluslararası Hoca Ahmet Yesevi'den Günümüze Gönül Erenleri-4" etkinliği

Bulgaristan'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın himayesinde, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı tarafından Balkan ülkelerinde dördüncüsü gerçekleştirilen "Uluslararası Hoca Ahmet Yesevi'den Günümüze Gönül Erenleri-4" kültürel etkinlikleri, Balkanlarda yaşayan Türkleri buluşturdu.

Bulgaristan'ın Razgrad ili Bisertsi ilçesi ve Silistre'ye bağlı Karalar kasabasında gerçekleştirilen etkinliğe, Razgrad Bölge Valisi Günay Hüsmen, Razgrad Bölge Müftüsü Mehmet Ağla, Alevi Bektaşi kanaat önderleri ve dervişler dahil çok sayıda kişi katıldı.

Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı Genel Başkanı Özdemir Özdemir, etkinlikte yaptığı konuşmada, "Biz Hoca Ahmet Yesevi dergahında yetişen ve Balkanlar'a gelip buradaki insanlarla, kardeşliği, dostluğu ve medeniyeti birlik ve beraberliği, insan sevgisini en ücra köşelere kadar götürme gayesi güdenlerin hatıralarını canlandırmak istiyoruz." dedi.

Otman Baba, Demir Baba, Sarı Saltuk ve pek çok gönül erenlerinin bu topraklarda yüzyıllar önce mücadele verdiğini ifade eden Özdemir, "Bugün Bulgaristan'daki soydaşlarımızın aynı kültürü, aynı duyguyu ve düşüncelerini gördüğümüzde çok duygulandık. Türkiye Cumhuriyeti'nin daha güçlü olması için dua ettiklerine şahit olduk. 15 yıldır Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla Balkanlar'da ve Orta Asya'da yaşayan Türk soydaşlarımıza verilen destek göz önündedir. TİKA, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Kültür Bakanlığının desteklerini buralarda görüp yaşamaktayız." diye konuştu.

Razgrad Valisi Günay Hüsmen ise Türkiye ve Bulgaristan'ın kardeş devlet olduğunu, bu tür etkinliklerin iki ülke arasındaki dostluğu, kardeşliği ve barışı pekiştirdiğini söyledi.

Halife Baba Halil İbrahim Koz da, "Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı'nın bu bölgedeki yaptığı etkinlikler sayesinde ana vatan Türkiye'de yaşayan canlarla birlikte olmaktan mutluluk duyuyoruz." ifadelerini kullandı.

Etkinliğe destek veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım'a teşekkür eden Halife Baba, Türkiye'nin hep güçlü bir devlet olması için dua ettiklerini söyledi.
AA

Bulgaristan vatandaşı Aylin ile Türk vatandaşı Akın'ın evlilik dramı

15 Ocak 2018 Pazartesi

Aydın'da yaşayan ve sosyal medya aracılığı ile tanışan Bulgaristan vatandaşı Aylin ile Türk vatandaşı Akın, resmi nikah kıydırmadan evlenince iki çocukları ile ortada kaldı. 



Biri 1,5, diğeri 2 haftalık 2 çocukları olan Soyer Çifti, resmi nikah kıydıramadıkları için ne çocuklarına kimlik çıkarabiliyor ne de hastanede devlet güvencesi altında tedavi olabiliyor. Eşinin yakalanması halinde sınır dışı edileceğini ve yasa gereği 5 yıl içinde Türkiye'ye gelemeyeceğini belirten Baba Akın Soyer, "Ne yapacağımızı bilemiyoruz. Eşim yakalanırsa bebeklerimle ortada kalacağım. Ne olur yetkililer bize yardımcı olsun" dedi. 
Edinilen bilgiye göre; Aydın'da gündelik işlerde çalışan Akın Soyer, 3 yıl önce sosyal medya aracılığı ile tanıştığı Bulgaristan^dan Aylin'e aşık oldu. Bir süre internet aracılığı ile görüşen Aylin ve Akın evlenmeye karar verdi. O sırada çalışmak için İstanbul'da bulunan Aylin ile Akın Aydın'da buluşup anlaşarak evlendi. Aileler arasında gerçekleştirilen sade bir törenle evlenen Soyer Çifti, ileride resmi nikah kıydırma düşüncesi ile birlikte yaşamaya başladılar. Çiftin 1,5 yıl önce Alper adını verdikleri çocukları oldu. İş yoğunluğu, bebek telaşı ve ekonomik nedenlerle Bulgaristan'a gidip 'evli değildir' belgesi alması gereken Aylin Soyer resmi süresi içinde ülkeden çıkış yapamayınca Türkiye'de kaçak duruma düştü.
Soyer Çifti'nin 2 hafta önce Adanur ismini verdikleri bir bebekleri daha oldu. Yakalanması halinde yasa gereği sınır dışı edileceğini belirten Anne Aylin Soyer, yetkililerden yardım isteyerek çocuklarını büyütmesine müsaade edilmesini istedi.
"Vatandaşlık numarası olmadığı için çocuklarım vatansız"
Çocuklarına doğum belgesi verildiğini ancak nikah kıydıramadıkları için kimliklerinin olmadığını belirten Anne Aylin Soyer, "Ne olur çocuklarıma kimlik versinler. Eşimi çok seviyorum. Sınır dışı edilirsem çok kötü olur. Bebeğim daha emiyor. Sınır dışı edilirsem çocuğumu kim emzirir. İnşallah yakalanmam. Ne olur bize yardımcı olsunlar. Kendimden korkum yok çocuklarımdan ve eşimden ayrılacak olmam beni çok korkutuyor" dedi.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım'dan yardım isteyen baba Akın Soyer, sorunlarının çok ciddi olduğunu ve tek isteğinin eşi Aylin ile resmen evlenip çocuklarına Türkiye CumhuriyetiVatandaşı kimliği almak olduğunu söyleyerek "Eşim yakalanıp sınır dışı edilirse 5 yıl içinde bir daha Türkiye'ye giremeyecek. Ne yapacağımızı bilemiyoruz. Şu anda hastaneye borcumuz var. Bu borç da çocuklarımın kimliğinin olmamasından kaynaklanıyor. Ne olur bize yardımcı olsunlar" diyerek çocuklarının ve yuvasının annesiz kalmamasını istedi.


'Haykammm ma aga' videosuna izlenme rekoru

14 Ocak 2018 Pazar

Sakarya Bulgaristan Göçmenleri adlı Facebook grubunun paylaştığı 'Haykammm ma aga' videosu sosyal medyada izlenme rekoruna koşuyor. Şimdiye kadar 270 binden fazla tıklanan 46 saniyelik video, sosyal medyada Bulgaristan Türkleri tarafından en çok tıklanan görüntülerin arasında yer alıyor. 

Kültür Bakanı Boil Banov: 'Bulgaristan'ın cami restorasyonu için resmi bir angajmanı yok'

Bulgaristan kültür Bakanı Boil Banov, ülkesinin cami restorasyonu konusunda herhangi resmi bir angajmanı bulunmadığını söyledi.

İstanbul'daki Demir Kilise gibi Bulgaristan'daki camilerin de dünya kültür mirası olduğunu kaydeden Banov, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Bulgaristan'da bir çok Osmanlı eserinin restarosyona ihtiyacı olduğunu söylediğini hatırlatan Banov, ancak ülkesinin bu konuda resmi bir angajmanı olmadığını vurguladı. Banev, buna rağmen camilerin tamir edilmesinin 'doğal' olduğunu kaydetti.

Ajans Bulgaristan


İstanbul'daki Bulgar kilisesi yevmiyeli papaz arıyor

İstanbul Bulgar Cemaati Başkanı Vasil Liaze, cemaatlerinin giderek küçüldüğüne dikkat çekiyor. Liaze, "Cemaat olarak 600-700 kişiyiz. Zaten bir tane papazımız var. O da Şişli 'deki merkezkilisemizde. Eğer o da giderse Bulgaristan'dan papaz davet edeceğiz. Yevmiyesini ödeyeceğiz" şeklinde konuşuyor. Liaze, Bulgar Kilisesi'nin önemini ise şöyle anlatıyor: "Buradaki Rum Patrikhanesi Bulgarlar'ın kilise açmasına müsaade etmiyordu. Bugünkü kilise ile beraber Bulgarlar kendi kiliselerine kavuştular. Burası demirden yapılan ilk ve tekkilise. Dünyada başka bir örneği yok."


İstanbul’un ilk Bulgar kilisesi olan Sveti Stefan Kilisesi nam-ı diğer Demir Kilise ibadete açıldı. Açılışın ardından kilisenin dününü, bugününü ve yarınını konuşmak için İstanbul Bulgar Cemaati Başkanı Vasil Liaze, Rum vatandaşı Yanni Gigourtsis ve kilisenin restorasyonunu yürüten Yüksek Mimar Fikriye Bulunmaz ile kilisede bir araya geldik. İstanbul’daki Bulgar cemaatinin giderek azaldığını söyleyen Liaze, bugün Şişli’deki Bulgar Ortodoks Kilise’sinde bir tane papazları olduğunu belirterek “O papaz da giderse Bulgaristan’dan papaz davet edeceğiz. Yevmiyesini ödeyeceğiz” diyor.



İstanbul Bulgar Cemaati Başkanı Vasil Liaze
MÜHENDİSLİK HARİKASI
Balat’ta doğup büyüyen Vasil Liaze, 1940 doğumlu. 78 yaşında. 15 yıldır Bulgar Cemaati başkanlığını yürüten Liaze, Bulgar Kilise’sinin önemini şöyle anlatıyor: “Bu kilise önemli, çünkü ilk Bulgar kilisesi. Buradaki Rum Patrikhanesi Bulgarların kilise açmasına müsade etmiyordu. Bugünkü kilise ile beraber Bulgarlar kendi kiliselerine kavuştular. Demirden yapılan ilk ve tek kilise. Dünyada örneği yok başka. Bana kalırsa bir mühendislik harikası.”
900 KİŞİ KALDIK
Şu an Bulgar cemaatinin çok küçüldüğünü söyleyen Liaze, “Cemaat olarak 800- 900 kişiyiz. Zaten bir tane papazımız var. O da Şişli’deki merkez kilisemizde. Şimdi bir tane daha bulup eğitmek yetiştirmek lazım. Demir Kilise’ye senede üç dört defa ayin için geleceğiz. O papaz da giderse Bulgaristan’dan papaz davet edeceğiz. Yevmiyesini ödeyeceğiz. Mesela Paskalya günü var. O zaman çok kalabalık oluyor, o zaman ve diğer dini bayramlarda da Bulgaristan’dan papaz davet edeceğiz. Bulgaristan’dan gelip bu kilisede evlenmek isteyenler var. Düğün için kullanacağız. Bu arada klasik müzik konserlerine de ev sahipliği yapacağız” diyor.



BAHÇESİNDE BÜYÜDÜM
“Ben bu muhitin çocuğuyum, Balat’ta doğdum. Muhallebici dükkanımız vardı. En son ben yapmadım. 123 senelik dükkanımız vardı: Karakaş Muhallebicisi” diyen Liaze, o yıllar için şöyle bir tablo çiziyor: “Balat’ta Yahudiler, Fener’de Rumlar, Draman’da müslümanlar oturuyordu. Çok az Ermeni vardı. Biz de Makedonya’dan gelme beş on aileydik. Babamın dükkanının yanında cami karşısında kilise vardı. Ben hem namaz kılmayı biliyordum hem kiliseye gidiyordum. Mükemmel bir komşuluk geçirdik. Biz kilisenin bahçesinde büyüdük. Önü denizdi, denize girerdik.”
ERDOĞAN HİÇ HAYIR DEMEDİ
Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul belediye başkanlığı döneminde Demir Kilise’nin birkaç onarımını üstlendiğinin altını çizen Liaze, “Erdoğan hiçbir zaman bize hayır demedi. Her zaman ilgilendi. En son da açılışa katılarak dünyaya bu hoşgörüyü gösterdi. Dünya, Türkiye’de din dil ırk mezhep farkı olmadığını gördü. Ben 15 senedir vakfın başkanlığını yapıyorum, kimse bize mani olmadı” diyor. İstanbul’daki Bulgarların tüm mimari yapılarının eskiden kötü durumda olduğuna da değinen Liaze, sorunu şöyle özetliyor: “Hem ekonomik yönden hem de eski yönetimlerden müsade alamadığımız için onaramıyorduk. Yüz senede verilmeyen tapular verildi, mülkler iade edildi.”
Patrikhane izin vermedi
Yanni Gigourtsis kilisenin ziyaretçilerinden biri. Rum. Yaklaşık 12 yıldır İstanbul’da yaşayan Gigourtsis Balat’ta Rumca dersleri veriyor. Bulgar cemaatini azınlığın içindeki azınlık olarak tanımlayan Gigourtsis, “Kilise yapıldığı zaman Rumlar ve Bulgarlar arasında ilişkiler o kadar barışık değildi. 19. yüzyılın başına kadar bütün Osmanlı imparatorluğundaki Ortodokslar Rum adıyla anılırdı. 19. yüzyıl ortasında bağımsız bir ortodoks kilisesi kurmak istiyorlardı Bulgarlar. Kilisenin yapılması yüzyılın sonuna doğru oluyor. Demir Kilise’nin sembolik olarak büyük ve muhteşem olması gerekti, çünkü patrikhane ile rekabet vardı” diyor. Gigourtsis bugün bu rekabetin ortadan kalktığını da not düşüyor.



Hata bulamadık
Demir Kilise’nin restorasyonunu Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nden Yüksek Mimar Fikriye Bulunmaz yürüttü. Kilisenin dünyada başka örneği bulunmadığı için mimari açıdan değerli olduğunun altını çizen Bulunmaz, 15 milyon liranın harcandığı restorasyonla ilgili “Demir Kilise Eyfel Kulesi’yle aynı çelik yapıya sahip. Gotik ve eklektik bir tarzda. Bir gecede yapıldığına dair söylentiler var ama o dönemin teknolojisiyle en az bir yıl sürmüştür. Usta başı Haluk Özgüder ile kafa kafaya verip çözümlerini bulduk. Okulda öğretilen bir şey yoktu. 39 kolon değiştirildi. Bina tamamen soyuldu, yeniden giydirildi. Renkler aslına uygun olarak yapıldı. Benden yaşça büyük mimar arkadaşlarım ‘Hata aramak için gezdik ama hata bulamadık’ dediler. Bu benim için çok önemli” yorumunu yapıyor.



Kilise Viyana’dan demonte geldi
Prens Stefan Bogoridi’nin bağışladığı arazi ve üzerindeki ev Bulgarların gönüllü yardımlarıyla kiliseye dönüştürülüyor ve 9 ekim 1849’da takdis ediliyor. İki yıl sonra da bugün müzeye dönüşen ‘metoh’ binası inşa ediliyor. Bu iki mekan Bulgarların toplandığı merkeze dönüşüyor. Metoh, hem konaklama, hem de okul olarak hizmet veriyor. 1898’de ise ahşap kilisenin yerine demirden bir kilise inşa ediliyor. Kilisenin mimari Aznavur Pasajı, Mısır Apartmanı gibi yapıları da yapan Hovsep Aznavour. İmalatçı ve inşaatçı firma ise Avusturya’dan Rudolf von Wagner. Toplam 500 ton ağırlığındaki demirler Viyana’dan deniz yoluyla demonte olarak getirilip burada birleştiriliyor. Kilise 8 Eylül 1898’de Ekzarh Yosif tarafından kutsanarak ibadete açılıyor.

Juncker: 'Bulgaristan doğru yönde ilerliyor'



Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı'nı üstlenen Bulgaristan, başkent Sofya'da düzenlenen resmi törenle görevi Estonya'dan devraldı. Bulgaristan Euro bölgesine girmek için büyük çaba sarfedecek.

Kasım Dal: 'Birleşme mevzusu spekülasyondan öte gidemez'

Son dönemde yaşanan parti birleşmesi tartışmalarını değerlendiren HŞHP Kurucu Başkanı Kasım Dal, bu tür çıkışların amacı spekülasyondan öte gitmeyeceğini belirterek, birleşme mevzularının çakma olduğunu vurguladı. 
Kasım Dal:
"Son günlerde yine "birleşin" konusu ortaya atılmış olup benim ismim de Bal-Göç Onursal Başkanı Sn. Turhan Gençoğlu tarafından zikredilmiş diye duyumlar alıyorum, defaten bu tür spekulasyonlara cevap verdim. Yine diyorum ve tekrarlıyorum bu tür çıkışların amacı spekülasyondan öte gitmez. Öncelikle sormamız lazım ne değişti diğerlerinde ? Ne oldu ki bu konu şimdi gündeme ısıtılıp ısıtılıp servis ediliyor?
Son kez bilinsin ki Hürriyet ve Şeref Halk Partisi kurucu başkan ve başkan yardımcısı olarak şunları beyan ediyorum: Hiç bir şekilde bu ortaya atılan çakma birleşme mevzuları ile HŞHP Gen. Başkanı Sn. Doç.Dr. Orhan İsmilov tarafından ve şahsım dahil Sn.Turhan Gençoğlu ile görüşmüş değildir.
Bize oy verenlerin onuru ve haysiyeti ile pazarlık etmeyiz
Kaldı ki  bize kimse şunu veya bunu dayatamaz, boşaltın ya da bir partiden diğerine geçiş, müzakere edin, dökülün ya da taşıma yapın diye müzakerelerde bulunulmamıştır. Bu tür apolitik spekulatif teklifleri Hürriyetimiz ve Şerefimiz uğruna zaten kayda dahi almayız.  Bu söylentilere istinaden Biz Hürriyet ve Şeref Halk Partisi (HŞHP) olarak 02 Aralık 2017 tarihinde Eski Cuma (Tırgovişte) şehrinde Ulusal Merkez Karar ve Yönetim Kurulunda aldığımız karar çok açık ve nettir, bunu bazı kişiler her ne kadar mahsusuz anlamazdan ve duymazdan gelse de biz yolumuza yalnız devam ediyoruz, bunu da defaten net ifade ettiğimizi düşünüyorum. Parti tüzüğümüze ve Eski Cumada alınan kararlara sırt çevirmeden orada ne yazıldı ise buna sadık kalıp Bulgaristan da son yapılan seçimlerde bizim de HŞHP olarak koalisyon ortağı olduğu Dost Birliği’ne oy veren 120.000 kişinin bize vermiş oldukları güven oylarını kimseye teslim etmeyeceğimizi açıkça ve sorumlulukla beyan ediyoruz.  Biz bu 120.000 insanımızın son seçimlerde bazı kişilere kırmızı karton çıkardıkları için onların onuru ve haysiyeti ile pazarlık etmeyiz, Bazı kendi benliğini  kaybetmiş Höh "İş Adamları" çıkarlarını korumak için durumdan faydalanmak istedikleri aşikardır. Kısaca onlara tavsiyemiz hadi başka kapıya diyoruz.
HŞHP tek başına yoluna devam ediyor
Biz HŞHP olarak siyasi hayatımıza tek parti olarak devam ediyoruz ve bu doğrultuda tüm Bulgaristan da yaşayan çeşitli etnisitelerin haklarını korumaya, geliştirmeye devam edeceğiz. Hürriyet ve Şeref Halk Partisine güven oyu vermiş olduğu Halkımızın oyları katiyen pazarlık konusu olamaz olmayacakta."
İLGİLİ HABER:

Turhan Gençoğlu, Ahmet Doğan ve Lütvi Mestan'la görüştü

Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turhan Gençoğlu, HÖH Partisi Onursal Başkanı Ahmet Doğan ve DOST Partisi Genel Başkanı Lütvi Mestan ile görüştü. HŞH Partisi Kurucu Başkanı...

Bultürk Genel Başkanı Rafet Ulutürk: 'Demokrat Bulgarlarla birleşmeden yanayız'

13 Ocak 2018 Cumartesi

Son dönemde yaşanan parti birleşmesi tartışmalarını değerlendiren Bultürk Derneği Genel Başkanı Rafet Ulutürk, birleşmeye evet diyebileceklerini ancak kimin ne için birleştiğinin sorulması gerektiğini söyledi.

 Rafet Ulutürk: 
  • 'Onların anladığı birleşmeyi bilmiyorum ancak biz Bultürk olarak birleşmeye evet diyoruz ama kimin ne için birleştiğini bilmemiz lazım. 30 yıldır zaten bir birleşme var. Bundan halkımız ne kazandı bizim için önemli olan işte burası Hainlere karşı birleşmeden yanayız. 30 yıl Bulgaristan'da Türkler ne kazandı ne kaybetti bir de bu çerceveden baksınlar. Bizler Bulgaristan'da Bulgarlarla işbirliği yapılması taraftarıyız, demokrat Bulgarlarla, Aleksandır Stanboliyski'nin torunları ile birleşmeye hazırız.'
Ajans Bulgaristan

Turhan Gençoğlu: 'Siyasi bütünlüğümüz için tek vücut olma talebimi tüm liderlerimize ilettim'

Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turhan Gençoğlu, HÖH Partisi Onursal Başkanı Ahmet Doğan ve DOST Partisi Genel Başkanı Lütvi Mestan ile görüştü. HŞH Partisi Kurucu Başkanı Kasım Dal ile de randevulaşan Gençoğlu, yoğun programı nedeniyle  İstanbul'a dönmek zorunda kaldığı için Dal'la görüşemedi.
Sayın Gençoğlu; Sofya’dan gelir gelmez, ayağınızın tozuyla bizimle söyleşi yaptığınız için teşekkür ederim. Sofya ziyaretiniz hakkında neler söylemek istersiniz?
-Öncelikli olarak şunu belirtmek isterim; Bulgaristan’da ki siyasi parti liderlerinin soydaşlarımızın, halkımızın birliği ve bütünlüğü için fedakarlık yapmaya hazır olduklarını belirtmeleri beni çok mutlu etti. HÖH Onursal Başkanı Ahmet Doğan, HÖH Genel Başkanı Mustafa Karadayı ve DOST Genel Başkanı Lütfi Mestan ile Sofya’da çok yararlı görüşmeler yaptık. Buradan giderken de Bulgaristan’ın Avrupa Birliği dönem başkanlığının başlamasından dolayı, tüm liderlerin orada bulunacağını düşünerek herhangi bir randevu almadan gittim. Sadece, planımda olmasına rağmen Sayın Kasım Dal ile acil olarak geri dönmem gerektiği için yüz yüze görüşemedim. Kendisini telefon ile arayıp durumu izah ettim ve ilk fırsatta görüşeceğimizi karşılıklı teyit ettik. Dolayısı ile Kasım Dal kardeşimiz ile de en kısa zamanda bir görüşme gerçekleştireceğiz. Görüşmelerde, siyasi bütünlüğümüz için tek vücut olma talebimi tüm liderlerimize ilettim. Uzun uzun görüşmeler gerçekleştirdik. Bu sürecin kolay bir süreç olmadığını biliyorum. Birleşmenin, herkesin fedakarlık yapmasıyla gerçekleşeceğini düşünüyorum. Geçmişte bazı hatalar yapılmış olabilir, ancak artık geleceğe bakmamız gerekiyor. Önümüzde ki süreçte; birbirimizi eleştirmeyi bırakmamız gerekiyor. Genel başkanlarımızın, teşkilatlarını bu hususta uyaracağını umuyorum. Akrabalar arasında bile siyasi ayrışmadan dolayı küskünlüklerin olduğunu görüyoruz. Artık daha yumuşak bir dil kullanmalıyız. Bizler et ve tırnak gibiyiz birbirimizi kırmadan hareket edeceğimizi düşünüyorum. Ayrıca, siyasi parti liderlerimizin birleşme çağrımıza pozitif olarak baktıklarını görmekten dolayı çok mutlu olduğumu ifade ederek, kendilerine teşekkür etmek istiyorum. Önümüzde, zaman alacak olan bir süreç var ama biz bunun üstesinden gelebilecek güçteyiz.
Türkiye ile Rusya arasında bir uçak düşürme krizi meydana gelmişti, bu olayda Cavit Çağlar bir görev üstlenmişti. Sizin bu çalışmalarınızı da bu yönde düşünebilir miyiz?
-Evet, böyle bir benzetme yapabiliriz. Bu tarihi misyon hepimizin, bunu hep beraber başaracağımıza inanıyorum. Ben abileri olarak, çizmeleri giydim. Görüşmelerden sonra, daha da motivasyon kazanarak döndüm.
Sizin çağrınızdan sonra, camia içerisinden gelen tepkiler var mı?
-Bu çağrımızı ilk etapta yanlış anlayanlar olabilir, farklı amaçlar peşinde olanlar da olabilir. Bana bazen sanal ortamda yapılan yorumları göstermek istiyorlar, okuma tenezzülünde bile bulunmuyorum bu yorumları. Ben inandığım dava için bir göreve soyundum ve Allah’ın izniyle de bunda İnşallah başarılı olacağım. Ben size şunu söyleyeyim; bu çağrıdan sonra, yolumu kesip Allah senden razı olsun diyen insanları gördükten sonra, benim ne dediğimi bile anlamayan kişilerin gerek sosyal medyada gerek başka yerlerde söylemiş olduğu sözleri hiç umursamıyorum, umursamayacağım. STK’lar böyle durumlarda ortaya çıkmalı. Ben sağlığım elverdikçe halkımızın bütünlüğü için, birleşmesi için çabalayacağım.
Devlet organları tarafından bir telkin ya da bir destek aldınız mı?
Ben hiçkimseden bir telkin almadım. Amacımın devlet büyüklerimiz tarafından bilindiğini düşünüyorum. Bütünleşme ile beraber, soydaşlarımızın daha iyi temsil edileceğini, koalisyonlarda yer alacağını ve Avrupa Birliği üyesi olan Bulgaristan’ın ülkemize de önümüzdeki süreçlerde faydalı olacağını düşünüyorum. Dolayısı ile bu yapmış olduğumuz uğraşların herkes tarafından desteklendiğini ve destekleneceğini tahmin ediyorum.
Bu görüşmelerden sonra, önümüzdeki süreç için neler diyeceksiniz?
- Hepimizin arzuladığı ortamlara elbirliği ile ve herkesin fedakarlık yapmasıyla ulaşacağımızdan hiç şüphem yok. Kısaca şunu söyleyebilirim, ‘’Her şey çok daha güzel olacak.’’

Tüm siyasi partilerimize, teşkilatlarımıza şu çağrıda bulunmak istiyorum; herkes daha yumuşak bir dil kullansın, İnşallah hepimizin beklediği bu birleşme sağlanacak, akrabalar yine eskisi gibi birbirleri ile görüşmeye başlayacak. Tüm parti liderlerimiz bu dilden uzaklaşmak için ellerinden geleni yapacaklardır. 
Söyleşi: Erdoğan Doğu / Ajans Bg / BURSA

İLGİLİ HABER:

Turhan Gençoğlu, Ahmet Doğan ve Lütvi Mestan'la görüştü


Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turhan Gençoğlu, HÖH Partisi Onursal Başkanı Ahmet Doğan ve DOST Partisi Genel Başkanı Lütvi Mestan ile görüştü. HŞH Partisi Kurucu Başkanı...


Türk Büyükelçisi Bulgar Patriği ile görüştü


Türkiye'nin Sofya Büyükelçisi Dr. Hasan Ulusoy, nezaket ziyaretleri kapsamında Bulgar Ortodoks Kilisesi Patriği I. Neofit’le görüştü.
Görüşmede, iki ülke arasında birlikte yaşama kültürüyle din ve ibadet özgürlüğü kapsamında, Demir Kilise örneğinde olduğu gibi ibadethanelerin bakım ve onarımının önemi ele alındığı bildirildi.

Ajans Bulgaristan

Turhan Gençoğlu, Ahmet Doğan ve Lütvi Mestan'la görüştü

Balkan Rumeli Türkleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turhan Gençoğlu, HÖH Partisi Onursal Başkanı Ahmet Doğan ve DOST Partisi Genel Başkanı Lütvi Mestan ile görüştü. HŞH Partisi Kurucu Başkanı Kasım Dal ile de randevulaşan Gençoğlu, acilen İstanbul'a dönmek zorunda kaldığı için Dal'la görüşemedi.

Gençoğlu, Sofya'daki temasları ile ilgili Ajans Bg'den Nahit Doğu'ya şu açıklamayı yaptı:

Bulgaristan - Yoğurdu dünyaya tanıtan ülke

12 Ocak 2018 Cuma

Bulgaristan'ın tarihi ve kimliği bakımından yoğurt büyük önem taşıyor. Öyle ki Bulgarların çoğu, yoğurdun 4000 yıl önce bu topraklarda dolaşan göçmen kabileler tarafından bulunduğuna inanıyor.
Bulgaristan'da her yerde yoğurt görürsünüz. Yemeklerin yanında, dürüm ve musakka üzerinde, market raflarında… Tarator ve cacık gibi geleneksel mezelerin, ayranın temel maddesi, kızartmaların vazgeçilmezidir yoğurt.
Bulgaristan'da yoğurdun geçmişi çok eskilere dayanıyor. Bulgarların çoğu, yoğurdun 4000 yıl önce bu topraklarda dolaşan göçmen kabileler tarafından bulunduğuna inanıyor. Göçerler sütlerini hayvan tulumunda taşıdığı için bakteriler çoğalıp mayalanmış ve yoğurt meydana gelmişti.
Yoğurdun genel olarak farklı yer ve zamanlarda bu şekilde ortaya çıktığı, ilk çıkış yerinin ise muhtemelen Orta Doğu ve Orta Asya olduğu tahmin ediliyor.
Filibe Üniversitesi'nde etnoloji doçenti Elitsa Stoilova'ya göre, "Yoğurdun yüzyıllardır Balkan topraklarında önemli bir besin maddesi olduğu doğrudur. İnsanlar bir şekilde bu doğal oluşum sürecini keşfetmiş… Balkanlar gerçekten de yoğurdun doğal bir şekilde oluşması için gereken bakterilere ve sıcaklığa sahip olan bölgelerden biri."
yoğurtTelif hakkıMADHVİ RAMANİ
Image captionYoğurtla yapılan tarator Bulgarların favori yemeklerinden biridir.
Nerede keşfedilmiş olursa olsun, yoğurdun Batıya tanıtılmasında ve bugünkü popüler ve ticari ürün haline gelmesinde Bulgaristan önemli bir rol oynadı.
1905'te yoğurdun bileşimini ilk ortaya koyan bilim adamı Bulgar doktor Stamen Grigorov'du. Böylece, sütü yoğurda dönüştüren bakteriye laktobasil bulgarikusadı verildi. Grigorov'un doğduğu Trun köyü ise dünyanın tek yoğurt müzesinibarındırıyor.
Bugün yoğurt denince aklımıza Türk, Yunan, hatta İzlanda yoğurdu geliyor. Ama 1920'li ve 30'lu yıllarda Grigorov'un incelediği orijinal yoğurt numunesine bilim insanlarının ilgi göstermesi nedeniyle Bulgar yoğurdu popülerdi.
Grigorov'un yoğurtla ilgili ayrıntılı araştırmaları, Nobel ödüllü Rus biyolog İlya Meçnikov'un dikkatini çekmişti. 1908'de yazdığı Ömrün Uzatılması (The Prolongation of Life) adlı kitabında, Bulgar köylülerin uzun ömürlü olması ile çok yoğurt yemeleri arasında bağlantı kuruyordu.
Avrupa'da en fazla sayıda 100 yaşını aşkın insanın toplandığı bölge Bulgaristan'ın Rodop Dağları. Yoğurdun ömrü uzattığına dair bu kanı, Avrupalıları pek bilmedikleri bu gıdaya yöneltti.

koyunlarTelif hakkıGETTY
Image captionGeleneksel yoğurt bölgeye ve mevsime göre manda veya koyun sütünden üretiliyordu.
Ama Bulgar yoğurduna yönelik bu yeni talep artışı büyük değişikliklere neden oldu. Daha önce evlerde sınırlı olan yoğurt üretimi fabrikalara taşındı. Bilim insanlarının gözetiminde, özel cihazların, katı ölçütlerin ve laboratuvarda saf hale getirilmiş yoğurt kültürlerinin kullanıldığı bir üretim sürecine dönüştü.
Bu yoğurtlar ev yoğurdundaki ekstra mikrofloradan yoksundu. Yoğurdun esasını oluşturan yararlı bakterinin çok iyi gelişemediği ortamlarda yapılan büyük ölçekli üretimde kuru maya ve inek sütü kullanılıyordu.
"Geleneksel yoğurt bölgeye ve mevsime göre manda veya koyun sütünden üretiliyordu. Şimdilerde yoğurt yapımında inek sütünün kullanılması tamamen sanayileşme ile ilgili" diyor Stoilova.
Bulgaristan'da çoğu insan evde yoğurt yapmaya devam etse de 1949'da süt ve süt ürünleri sanayiinin devlet kontrolüne geçmesi bazı değişikliklere neden oldu. Yoğurt, Bulgaristan'ı Sovyet blokundan ayıran milli bir ürün haline geldi.
Ama yoğurt yapımı farklı bölgelerde sürdüğü için devlet "otantik" Bulgar yoğurdu ortaya çıkarmak durumunda kaldı.

yoğurtTelif hakkıGETTY
Image captionGeleneksel yoğurt üretimi Bulgaristan'da yeniden canlanıyor.
Bunu yapmak için mikrobiyologlar ülkenin çeşitli bölgelerini dolaşarak ev yapımı yoğurt numuneleri topladı. Bunlar incelenerek sağlık ve tat bakımından en yararlı ve iyi olan örnekler üzerinde deneyler yapıldı. Böylece devlet patentli yeni ve resmi bir Bulgar yoğurdu ortaya çıktı, üretilip ihraç edildi.
LB Bulgaricum adlı devlet markası, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelere lisans vererek 35 yıl önce hiç bilinmeyen Bulgar yoğurdunun bugün oldukça popüler hale gelmesini sağladı.
Bulgaristan'a özgü bakteriler diğer ülkelerde yeniden üretilemeyeceği için bu Asya ülkeleri Bulgaristan'dan yeni yoğurt mayaları almaya devam ediyor.
1989'daki çöküşle birlikte Bulgaristan'da yoğurt eskisi gibi desteklenmeyince Avrupa'daki ününü yitirdi.
Ama evlerde yoğurt yapma geleneği devam ediyor ve canlanma belirtileri gösteriyor. Yoğurt üretiminin devlet elinde olduğu dönemde, eskiden 3000 olan küçük üretici sayısı 28 bölgesel üretim merkezine düşmüştü. Şimdilerde yeniden küçük yerel üreticilerin sayısı artıyor.
yoğurtTelif hakkıGETTY
Sofya yakınlarında organik yoğurt üretimi yapan Harmonica bunlardan biri. Teknoloji sorumlusu Toma Georgiev Bayatev fabrikayı gezdirerek inek sütünden nasıl yoğurt yapıldığını anlatıyor.
Süt önce teste tabi tutuluyor, sonra 96 derecede pastörize ediliyor. Soğumaya bırakılıp 43,5 dereceye ulaştığında maya katılıp altı saat boyunca mayalanmaya bırakılıyor. Sonra yoğurt soğutucularda tutulup paketlenerek yenmeye hazır hale geliyor.
Denediğimde biraz ekşi ve alışkın olmadığım topak topak bir yapısı olduğunu görüyorum. Bunun nedeni yoğurt yapılan sütün homojenize edilmemesi.
Stoilova'ya göre, "Bulgar yoğurdunun otantikliği standar bir ürün olmasından değil, çok çeşitli olmasından kaynaklanıyor. İki farklı köyde yaşayan iki ayrı kadın aynı üründen yoğurt yapmaya kalkıştığında farklı tatlarda farklı sonuçlar alınır."
BBC

Kahin Baba Vanga'dan 2018 kehanetleri

Tarih boyunca yaptığı kehanetleri ile uluslararası kamuoyunda tanınan ve 1996'da hayatını kaybedenBaba Vanga'nın 2018 için iki kehanette bulunduğu ortaya çıktı. 11 Eylül saldırılarını bilen...

GÖRÜŞ

Mustafa Yeneroğlu: 'Bulgaristan'da Türkçe radyo kanalı kurulması dolaylı olarak engelleniyor'

İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu 1989 yılında Bulgaristan’da Türklere uygulanan sert asimilasyon politikalarının yol açtığı göç ile ilgili...

Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme

1 Şubat 1995 tarihinde Strasbourg’da kabul edilmiştir. Avrupa Konseyi üyesi Devletler ve mevcut Çerçeve Sözleşmenin imzacısı olan diğer Devletler, Avrupa Konseyi’nin amacının, ortak miraslarını oluşturan ideallerin ve ilkelerin güvence altına alınması ve gerçekleştirilmesi için üyeleri arasında...